Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Aralık 2008

Gezimizin son günlerini deniz kenarında dinlenerek geçirmek niyetindeyiz. Arada da kendimizi, devre mülk satıcılarıyla ateşli pazarlıklar içinde buluyoruz.

Cancun üzerinden Playa del Carmen’e ulaştığımızda kendimizi garip hissediyoruz. İki hafta boyunca dere tepe gezerken bize yoldaş olan sırt çantalarımız ve trekking ayakkabılarımız, buradaki pırıltılı ortamda hemen sırıtıyor. Gece bu paket tatil şehrinin ışıltılı butiklerle dolu sokaklarında, pırıl pırıl kıyafetlerle ortalıkta salınan, birbirinden güzel genç kız ve erkeklerin arasında, iddiasız kıyafetler ve uzamış sakallarla dolaşıyoruz.

playa-del-carmen

Playa del Carmen, Mexico

Akşam bir turist acentasının ofisindeki heyecanlı satıcı, bizi önce içeri girmeye, ardından da bir tatil şirketinin tanıtım etkinliğine katılmaya ikna ediyor. Anlaşmaya göre biz ertesi sabah bir araç ile alınıp, şehrin biraz dışındaki bir tatil köyüne gideceğiz. Burada ücretsiz bir kahvaltıdan sonra bir saat kadar sürecek olan bir tanıtımı dinleyeceğiz. Buna karşılık satıcı bize Xel-Ha eko parkına girmek için birer bilet verecek. Tereddütle kabul ediyoruz.

Sabah tatil köyüne vardığımızda Amerikalı bir satış elemanı (tabi ki daha süslü, içinde ‘satış’ kelimesi geçmeyen bir ünvanı var) bizi alıp kahvaltıya götürüyor, bir yandan da sürekli konuşuyor. Harika kahvaltının ardından tatil köyünü geziyoruz. İtiraf etmek gerekirse, iki hafta boyunca sefilliği gördükten sonra buradaki tertemiz, pırıl pırıl, düzenli ve rahat ortam, insanın aklını çelebilecek gibi duruyor. Ama reklamlara kanmamak üzere kendimizi şartlandırmış durumdayız.

Bir saatlik tanıtım dedikleri, saatler süren bir psikolojik satış baskısına dönüşüyor. Satmaya çalıştıkları, bir çeşit devre mülk. Beğenmediniz mi? Dünyanın her tarafında benzer devre mülklerimiz var. Çok mu pahalı? Daha hesaplı alternatiflerimiz mevcut. Bir daha ömür boyu tatile gitmeyecek misiniz? Bu aslında çocuklarınızın geleceği için ticari bir yatırım. Ben sizi ikna edemedim mi? Yöneticimi çağırayım. O da mı olmadı? Bölüm müdürüyle tanıştırayım…..

Bu şekilde, soğuk esprilere sırıtarak, hayır’dan anlamamalarına sinirlenerek, kanımızın son damlasına kadar direnerek, saatlerce oradan kaçmanın yollarını arıyoruz. Satıcı “Tatillerinizden geriye kalanlar sadece birkaç fotoğraf olmasın” dediğinde, bütün gün sırtımda dolaştırdığım, küsür kiloluk fotoğraf ekipman çantasını ve tripodu kafasına vurmamak için kendimi zor tutuyorum. Bir dünya haritası açıp “Tatile gitmek isteyebileceğiniz her yerde varız, nereye gideceksiniz söyleyin” dediğinde Churchill, Manitoba diyorum, haritada bulamıyor, Machu Picchu diyorum, adını bile duymamış.

Son olarak üst düzey yönetici “New York’a tatile gitseniz Harlem’i mi gezeceksiniz?” dediğinde hep bir ağızdan “Eveeet!!” diyoruz (New York’a gittiğimizde Harlem’i gezdik gerçekten). O zaman “Sizinle işimiz olmaz zaten” der gibi bir edayla bizi serbest bırakıyorlar.

Bu sinir harbinden kalemizi bırakmadan çıktıktan sonra, ödülümüz olan Xel-Ha’ya doğru yola koyuluyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
En iyi korunmuş Maya şehri
Yağmur ormanlarındaki kalıntılar
Dünyanın en ilginç kilisesi
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »

Chichen-Itza

Maya Riviera’sındaki en büyük antik kent Chichen-Itza, Meksika gezimizin de önemli bir durağını oluşturuyor.

Bütün gece süren bir otobüs yolculuğundan sonra, Chichen-Itza yakınındaki Piste kasabasına varıyoruz. Yorgunluğumuzu attıktan sonra antik şehre giriyoruz. Chichen-Itza, Maya kalıntıları arasında en iyi korunmuş olanı. Cancun gibi yoğun bir turistik merkezden sadece birkaç saat mesafede, düz bir coğrafyada olduğu için ulaşımı oldukça kolay, ve bol ziyaretçi çekiyor. Ama kent oldukça büyük olduğu için aşırı kalabalık hisstemiyoruz.

Chichen-Itza

Chichen-Itza

Kentte, El Castillo isimli, iç içe iki piramitten oluşan yapı oldukça ilginç. Yapının küçük girişinden içeri süzülüp, dar ve karanlık merdivenlerden, iç piramidin tepesine kadar tırmanıyoruz. Yukarıya ulaştığımızda, görmeye değer herhangi birşey varsa bile karanlık nedeniyle göremeyip, en azından “piramit içinde piramit”e tırmanma deneyimi yaşadığımızın avuntusuyla geri dönüyoruz. Bu karanlıkta havasız, daracık merdivenlerden aşağıya inerken, arkamızda tek sıra halinde gelen turist kalabalığında klastrofobik insanlarında da bulunduğunu öğrenmek, bu insanların açık havaya kavuşma paniği sebebiyle aceleye getirilmek, biraz tedirgin edici bir duygu oluyor. Buranın girişine ‘Klastrofobikler giremez’ şekline 7 dilde tabela asmak lazım.

Dış piramidin üzerine tırmanmak biraz yorucu. Piramidin en tepesindeki kulübenin dış duvarındaki irice bir iguana, bizimle pek ilgilenmeden güneşlenmesine devam ediyor. Bir süre yukarıdan bütün Maya Riviera’sının manzarasını izliyoruz.

Aşağıya inmeye karar verince asıl zorluğun yeni başladığını farkediyoruz. Basamaklar dar ve dik oldukları için, en yukarıdayken merdivenlerin başında değil de, bir uçurumun kenarındaymış gibi hissediyoruz. Turistlere kolaylık sağlasın diye gerilmiş olan halatlara tutunarak aşağıya kadar bacak ağrıtan bir inişe başlıyoruz. Geri dönüp baktığımızda birçok turistin, basamakları adımlamak yerine, merdivenlere oturup bir sonraki basamağa ayağını koyarak inmekte olduğunu görüyoruz.

Maya takvimlerinde gördüğümüz sembollerin kabartma versiyonlarını, piramitlerin ve diğer binaların üzerlerinde inceliyoruz. Kentin spor sahasını gezerken, zamanında ölümüne oynanan top oyununun ne kadar zorlu olduğunu hayal ediyoruz; ıki takım oyuncuları, ayak ve dizleriyle vurdukları topu, bir duvara yükseğe asılmış, yere dik duran taş bir çemberden geçirmeye çalışırlarmış. Ve kaybeden takımın oyuncuları genelde ölümle cezalandırılırlarmış.

Akşama doğru şehrin hemen dışında, Cenote denen dev su çukurunu inceliyoruz. Burası hakkında da çeşit çeşit kurban hikayeleri dinliyoruz. Hava kararınca da tekrar şehre girip, Chichen-Itza’nın meşhur piramidinin karşısına yerleştirilmiş sandalyelere yerleşiyor, ve ışık gösterisine hazırlanıyoruz.

Bu ışık gösterisi, doğal yollarla yılda sadece iki kere, gündüz ve gecenin eşit uzunlukta olduğu iki tarihte gerçekleşen bir ışık yanılsamasının, geri kalan 363 gün canlandırılması aslında. Piramit üst üste basamak şeklinde taş bloklardan oluşuyor. Gündüz ve gecenin eşit olduğu 21 Mart tarihinde akşam güneşi, piramidin basamaklarında yavaş yavaş yükselen bir gölge oluşturarak batıyor. Gölgenin bu hareketi, dev bir yılanın basamaklara tırmanışını andırıyor. 21 Eylül’de ise bu sefer gölge basamaklardan aşağıya doğru iniyor. Antik mimarinin astronomi ve doğa olayını kullanışındaki bu incelik, her gece görkemli bir ışık gösterisiyle anlatılıyor.

Işık gösterisi ile birlikte yoğun bir günü daha tamamlıyoruz. Bizi otelimizin bulunduğu kasabaya götürecek otobüslerin beklediği alana, yarı sürünerek gidiyoruz.

Read Full Post »

Palenque’den sonra civardaki şelalelere doğru yola çıkıyoruz. Bizi Palenque ile Agua Azul’a getirmesi için anlaştığımız araç, bonus olarak, adını daha önce duymadığımız Misol-Ha’ya da uğruyor.

Misol Ha, Chiapas, Mexico

Misol Ha, Chiapas, Mexico

Burada yemyeşil ağaçlarla kaplı kanyon duvarları arasında, masmavi bir göle dökülen yüksek bir şelaleyle karşılaşıyoruz. Şelalenin altına kadar uzanan patikadan yürüyüp, üzerimize sıçrayan su damlalarıyla ıslanıyoruz. Bu huzur verici manzarada biraz oyalanıyor, fotoğraflar çekiyoruz.

Buradan ayrılıp, adını daha çok duyduğumuz ve çok merak ettiğimiz Agua Azul’a gidiyoruz. Açıkçası burada biraz hayal kırıklığına uğruyoruz. Agua Azul ismi dilimize “Mavi Su” olarak çevrilebilir. Ancak buraya vardığımızda, daha çok griye yakın renkte bir nehirle karşılaşıyoruz. Hakkını vermek gerekirse, Agua Azul, nehrin daha geniş ve debili aktığı bir nokta. Ard arda gelen bir küçük şelaleler dizisi. Ancak burası görülmeye değer bir doğa alanından çok, bakımsız bir piknik alanı havası taşıyor. Su kenarına dizilmiş küçük kulübelerin önünde, yiyecek ya da hediyelik eşya almak için sıraya girmiş insan kalabalıkları görünüyor. Burada yüzülebildiğini duymuştuk, ancak hem suyun rengi, hem etrafının bakımsız görüntüsü,  hem de çılgın bir hızla akan su, yüzmek konusundaki bütün hevesimizi kaçırıyor. Sadece ayaklarımızı biraz ıslatmakla yetiniyoruz.

Kaldığımız kasabaya dönerken, ormanın içindeki küçük bir köyden geçiyoruz. Köyün civarında, ellerinde tüfekler, kazmalar, küreklerle, biryerlere doğru konuşmadan yürüyen bir sürü köylü, bir o kadar da asker görüyoruz. Şoförümüzün İspanyolcasından anladığımız kadarıyla, 10 gün önce iki çocuk bu bölgede vahşi hayvanlar tarafından parçalanmış, bütün civar köylerden insanlar da, hayvanları bulmak için seferber olmuşlar. İnsanların yüzündeki donuk ifadeleri izleyerek yanlarından geçiyoruz.

Biraz sonra başka bir köyün yakınından geçiyoruz. Şoförümüz buranın bir Zapatista köyü olduğunu söylüyor. Gerçekten de, yol üzerindeki bir tabelada Zapatista bölgesinde olduğumuz uyarısını görüyoruz. Ayrıca yolda, sanki devriye geziyor gibi görünen silahlı adamlarla karşılaşıyoruz.

Tourist In Misol Ha

Tourist in Misol Ha

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Yağmur ormanlarındaki kalıntılar
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden

Read Full Post »

Kurak coğrafyalardaki Aztek şehirlerinden sonra yağmur ormanlarının ortasındaki Palenque’de Maya kalıntılarını görmeye gidiyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

San Cristobal’dan aynı gece yola çıkıyoruz. Akşama doğru Palenque kasabasına varıyor ve geceyi burada geçiriyoruz. Sabah erkenden de Palenque kalıntılarına gidiyoruz. Dağlar ve ağaçlar arasından geçip arkeolojik siteye ulaşıyoruz. Önce, etrafta bekleyen rehberlerden birini gözümüze kestiriyor, onun peşinden cangıla dalıyoruz. Işık sızdırmayan ağaçların arasında yürüyüp ilginç bitkiler hakkında kısaca bilgi alıyoruz. Zehirli dikenlerine dokunulduğunda insanı 20 dakikada felç eden bitkilere bakıyoruz. Bir ağacın dibindeki otların arasında saklanan tarantulayı göz hapsinde tutmaya çalışıyoruz.

Rehberimiz bize, ölü bir ağacın kalıntıları üzerinde yürüyen, karınca kadar küçük yaratıkları gösteriyor; termitler. Biz ne olduğuklarını anlamaya çalışırken de birkaç tanesinin üzerine hafifçe parmağını bastırıyor. Sonra da bizim şaşkın bakışlarımız altında parmağına yapışan termitleri canlı canlı ağzına atıyor. Sonra aynı hareketi bekler gibi bize dönüyor. İlker ve ben, bunu denemek gerektiğini düşünerek aynı hareketi yapıyor ve birkaç termiti midemize indiriyoruz. Dişlerimizin arasında hafifçe çıtırdayan böcekler, dilimizde cevize benzer bir tat bırakarak midemizde kayboluyorlar.

Yolumuza devam ettiçe, ağaçların arasında çoğu toprağa gömülü, sadece bazı taşları görünen Maya kalıntılarına rastlıyoruz. Burasının, içinde binlerce kalıntı barındıran vahşi bir cangıl olduğunu idrak ediyoruz. Çoğu kalıntının çok yakın zaman önce, ancak havadan radarla yapılan araştırmala sonucunda bulunduğunu öğreniyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

Yağmur ormanında, sıcaktan ve nemden sırılsıklam terlemiş bir halde biraz daha yürüyünce bir açıklığa çıkıyoruz. Palenque’nin turistik kalıntıları önümüzde duruyor. Açıklıktan etrafa bakınca ormanın ne kadar büyük ve ağaçların ne kadar yüksek olduğunu farkediyoruz. Şehrin piramitleri ise dev ağaçlarla boy ölçüşüyor. Burası en romatik Maya şehri olarak biliniyor. Şehri gezmeye başlıyor, bir tapınaktan inip diğerine tırmanıyor, büyük Maya hükümdarı Pakal’ın mezarını inceliyoruz. Sıcak ve nemli havada tırmanış kolay olmuyor, zemine her indiğimizde dev ağaçların gölgesinde enerji toplamaya çalışıyoruz.

Şehirde tırmanılmamış piramit, içine bakılmamış bina kalmayana dek dolaştıktan sonra, tekrar ağaçların arasından, bir şelalenin yanından, dere üzerindeki bir köpriden geçiyor, ve sözleştiğimiz saatte, bizi buraya getiren araca ulaşıyoruz. Uyarıları dinleyerek, sürücünün Meksika saatine göre (söylenen zamandan en az 15 dakika geç) geleceğini hesaba katarak çok da acele etmiyoruz. Yine de aracın yanında adamın gelmesini beklemek zorunda kalıyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Teotihuacan, Meksika’nın en önemli Aztek şehri
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »