Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Meksika’ Category

Mexico: En İyi 5

Bir süredir, gittiğimiz yerlerde bizi en çok etkileyen, en beğendiğimiz, en ilginç şeyleri, yerleri, deneyimleri, bir Best Of listesi haline getiriyor, birbirimizin listeleriyle karşılaştırıyoruz.

Tabi bu listede, kısıtlı zamanlarda görebildiğimiz kadar yer arasından seçmeler oluyor. Mesela Meksika’nın yaklaşık üçte birlik kısmını görebildik, ve bazı yerlerde de fazla zaman harcayamadık. Dolayısıyla bizim tecrübe ettiklerimiz dışında kalıp da, bu listeye girmeyi çok daha fazla hakeden yerler olabilir.

Böyle bir liste yapmak gerçekten zor, inanın. Birçok yer görüyorsunuz, her biri birbirinden ilginç olabiliyor, ve bazen nasıl sıraya koyacağınızı bilemiyorsunuz. Playa del Carmen’in plajı gibi, Teotihuacan gibi yerleri listeye ekleyememek insanda suçluluk duygusu yaratıyor. Ama işte; bana göre güneybatı Meksika’nın en iyileri;

5. Oaxaca halk marketinde kahvaltıda çikolata çorbası içmek

4. Palenque kalıntıları ve ormanda termit yemek!

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

3. Chichen-Itza (gündönümünde gitmek daha etkileyici olacaktır)

2. Mexico City’nin ana meydanı Zocalo’da Ölüler Günü kutlamaları

Day of the Dead

Day of the Dead

1. San Juan Chamula’nın kilisesi (Bu gezideki 5 kişilik grubumuzun teredüttsüz seçimi. Maalesef içeride fotoğraf çekmek yasaktı)

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Reklamlar

Read Full Post »

Xel-Ha denen yer, Playa del Carmen’in biraz dışında, okyanusun oluşturduğu doğal, devasa bir havuz ve çevresinde kurulmuş olan bir eko park. Burada uzun uzun dolaşıyor, çeşitli tropik hayvanları izleyerek zaman geçiriyoruz. Parkın  bir bölgesindeki yunus gösterisini gören Derya’nın gözleri parıldıyor. Gösterinin ötesinde, burada yunuslarla yüzmek gibi bir fantaziyi gerçekleştirmek mümkün.

Playa del Carmen

Lighthouse in Playa del Carmen, Mexico

Derya’yı, yunus havuzunun önünde bekleyen 6-7 kişilik bir grubun arasına sokuyoruz. Bir süre sonra bu insanlar alınıp suyun kenarına götürülyor. Biz de biraz ileriden eğlenceyi seyretmeye başlıyoruz. Önce kısa bir eğitim, sonra yunuslarla tanışma, derken suya giriliyor. Yunuslar grubun etrafında yüzüyor, altlarından geçiyor, üstlerinden atlıyor. Derya da diğerleri gibi yunusların kuyruğuna tutunup yüzüyor, sarılıp suda yuvarlanıyor, eliyle başlarını okşuyor. Gösterinin tepe noktası ise, ikişer yunusun, her bir katılımcıyı ayakalarından iterek suyun yüzeyine kadar kaldırması ve surf yapar gibi yüzdürmesi oluyor. Yunusların son bir öpücüğüyle gösteri bitiyor ve Derya, ağzı kulaklarında, yanımıza geri dönüyor. Playa del Carmen’in kumsalına bayılıyorum. Genelde denizle aram pek iyi değildir. Sebeplerinden biri de, kumda yürümeyi hiç beceremememdir. Ya sıcak kumlar ayağımı yakar, ya taşlar batar. Burasının kumu tam bana göre. Birkaç kilometre açıktaki mercan kayalıklarından ufalanarak gelen tertemiz kumlar sahili kaplıyor. Tek bir taş yok. Kumlar serin ve yumuşacık. Ben kumların keyfini çıkarırken Fatoş’un yorumu beni kopartıyor: “Bu ne ya, inşaat kumu gibi” İlerleyen saatlerde İlker, Aylin ve Fatoş, Cozumel’de snorkeling turuna katılmak üzere bizi yanlız bırakıyor. Fikir cazip gelse de biz, günü tembellik yaparak geçirmeye kararlıyız. Yumuşak kumlarda yatıyor, denize giriyor, akşam güneşinde fotoğraflar çekiyoruz. Ertesi sabah otelimizde dönüş hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. Odalarımızın önündeki hamaklarda uzanıyor, tatilin son sabahının keyfini çıkarıyoruz. Eve dönüş için Cancun’un küçük havaalanında check-in işlemlerimizi yaptırıyoruz. X-ray cihazı olmadığı için çantalar elle aranıyor, bu da kuyruğun uzamasına sebep oluyor. Bizim önümüzdeki paket tatilcilerin, pırıltılı çantalarını görevlinin önündeki masaya yatırmalarını, güzel düzenlenmiş çanta içlerinin tek tek incelendiğini izliyoruz. Bizim sırt çantalarımızdan, iki hafta boyunca otogarlarda, yıkama servisi olmayan küçük otel odalarında tıkıştırılmış, kirli, ter kokulu çamaşırlar tek tek çıkarılırken rezil olacağımızı konuşup şakalaşarak Meksıka’daki son dakikalarımızı geçiriyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Gönülsüz alıcılar, agresif satıcılara karşı
En iyi korunmuş Maya şehri
Dünyanın en ilginç kilisesi
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden

Read Full Post »

Gezimizin son günlerini deniz kenarında dinlenerek geçirmek niyetindeyiz. Arada da kendimizi, devre mülk satıcılarıyla ateşli pazarlıklar içinde buluyoruz.

Cancun üzerinden Playa del Carmen’e ulaştığımızda kendimizi garip hissediyoruz. İki hafta boyunca dere tepe gezerken bize yoldaş olan sırt çantalarımız ve trekking ayakkabılarımız, buradaki pırıltılı ortamda hemen sırıtıyor. Gece bu paket tatil şehrinin ışıltılı butiklerle dolu sokaklarında, pırıl pırıl kıyafetlerle ortalıkta salınan, birbirinden güzel genç kız ve erkeklerin arasında, iddiasız kıyafetler ve uzamış sakallarla dolaşıyoruz.

playa-del-carmen

Playa del Carmen, Mexico

Akşam bir turist acentasının ofisindeki heyecanlı satıcı, bizi önce içeri girmeye, ardından da bir tatil şirketinin tanıtım etkinliğine katılmaya ikna ediyor. Anlaşmaya göre biz ertesi sabah bir araç ile alınıp, şehrin biraz dışındaki bir tatil köyüne gideceğiz. Burada ücretsiz bir kahvaltıdan sonra bir saat kadar sürecek olan bir tanıtımı dinleyeceğiz. Buna karşılık satıcı bize Xel-Ha eko parkına girmek için birer bilet verecek. Tereddütle kabul ediyoruz.

Sabah tatil köyüne vardığımızda Amerikalı bir satış elemanı (tabi ki daha süslü, içinde ‘satış’ kelimesi geçmeyen bir ünvanı var) bizi alıp kahvaltıya götürüyor, bir yandan da sürekli konuşuyor. Harika kahvaltının ardından tatil köyünü geziyoruz. İtiraf etmek gerekirse, iki hafta boyunca sefilliği gördükten sonra buradaki tertemiz, pırıl pırıl, düzenli ve rahat ortam, insanın aklını çelebilecek gibi duruyor. Ama reklamlara kanmamak üzere kendimizi şartlandırmış durumdayız.

Bir saatlik tanıtım dedikleri, saatler süren bir psikolojik satış baskısına dönüşüyor. Satmaya çalıştıkları, bir çeşit devre mülk. Beğenmediniz mi? Dünyanın her tarafında benzer devre mülklerimiz var. Çok mu pahalı? Daha hesaplı alternatiflerimiz mevcut. Bir daha ömür boyu tatile gitmeyecek misiniz? Bu aslında çocuklarınızın geleceği için ticari bir yatırım. Ben sizi ikna edemedim mi? Yöneticimi çağırayım. O da mı olmadı? Bölüm müdürüyle tanıştırayım…..

Bu şekilde, soğuk esprilere sırıtarak, hayır’dan anlamamalarına sinirlenerek, kanımızın son damlasına kadar direnerek, saatlerce oradan kaçmanın yollarını arıyoruz. Satıcı “Tatillerinizden geriye kalanlar sadece birkaç fotoğraf olmasın” dediğinde, bütün gün sırtımda dolaştırdığım, küsür kiloluk fotoğraf ekipman çantasını ve tripodu kafasına vurmamak için kendimi zor tutuyorum. Bir dünya haritası açıp “Tatile gitmek isteyebileceğiniz her yerde varız, nereye gideceksiniz söyleyin” dediğinde Churchill, Manitoba diyorum, haritada bulamıyor, Machu Picchu diyorum, adını bile duymamış.

Son olarak üst düzey yönetici “New York’a tatile gitseniz Harlem’i mi gezeceksiniz?” dediğinde hep bir ağızdan “Eveeet!!” diyoruz (New York’a gittiğimizde Harlem’i gezdik gerçekten). O zaman “Sizinle işimiz olmaz zaten” der gibi bir edayla bizi serbest bırakıyorlar.

Bu sinir harbinden kalemizi bırakmadan çıktıktan sonra, ödülümüz olan Xel-Ha’ya doğru yola koyuluyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
En iyi korunmuş Maya şehri
Yağmur ormanlarındaki kalıntılar
Dünyanın en ilginç kilisesi
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »

Chichen-Itza

Maya Riviera’sındaki en büyük antik kent Chichen-Itza, Meksika gezimizin de önemli bir durağını oluşturuyor.

Bütün gece süren bir otobüs yolculuğundan sonra, Chichen-Itza yakınındaki Piste kasabasına varıyoruz. Yorgunluğumuzu attıktan sonra antik şehre giriyoruz. Chichen-Itza, Maya kalıntıları arasında en iyi korunmuş olanı. Cancun gibi yoğun bir turistik merkezden sadece birkaç saat mesafede, düz bir coğrafyada olduğu için ulaşımı oldukça kolay, ve bol ziyaretçi çekiyor. Ama kent oldukça büyük olduğu için aşırı kalabalık hisstemiyoruz.

Chichen-Itza

Chichen-Itza

Kentte, El Castillo isimli, iç içe iki piramitten oluşan yapı oldukça ilginç. Yapının küçük girişinden içeri süzülüp, dar ve karanlık merdivenlerden, iç piramidin tepesine kadar tırmanıyoruz. Yukarıya ulaştığımızda, görmeye değer herhangi birşey varsa bile karanlık nedeniyle göremeyip, en azından “piramit içinde piramit”e tırmanma deneyimi yaşadığımızın avuntusuyla geri dönüyoruz. Bu karanlıkta havasız, daracık merdivenlerden aşağıya inerken, arkamızda tek sıra halinde gelen turist kalabalığında klastrofobik insanlarında da bulunduğunu öğrenmek, bu insanların açık havaya kavuşma paniği sebebiyle aceleye getirilmek, biraz tedirgin edici bir duygu oluyor. Buranın girişine ‘Klastrofobikler giremez’ şekline 7 dilde tabela asmak lazım.

Dış piramidin üzerine tırmanmak biraz yorucu. Piramidin en tepesindeki kulübenin dış duvarındaki irice bir iguana, bizimle pek ilgilenmeden güneşlenmesine devam ediyor. Bir süre yukarıdan bütün Maya Riviera’sının manzarasını izliyoruz.

Aşağıya inmeye karar verince asıl zorluğun yeni başladığını farkediyoruz. Basamaklar dar ve dik oldukları için, en yukarıdayken merdivenlerin başında değil de, bir uçurumun kenarındaymış gibi hissediyoruz. Turistlere kolaylık sağlasın diye gerilmiş olan halatlara tutunarak aşağıya kadar bacak ağrıtan bir inişe başlıyoruz. Geri dönüp baktığımızda birçok turistin, basamakları adımlamak yerine, merdivenlere oturup bir sonraki basamağa ayağını koyarak inmekte olduğunu görüyoruz.

Maya takvimlerinde gördüğümüz sembollerin kabartma versiyonlarını, piramitlerin ve diğer binaların üzerlerinde inceliyoruz. Kentin spor sahasını gezerken, zamanında ölümüne oynanan top oyununun ne kadar zorlu olduğunu hayal ediyoruz; ıki takım oyuncuları, ayak ve dizleriyle vurdukları topu, bir duvara yükseğe asılmış, yere dik duran taş bir çemberden geçirmeye çalışırlarmış. Ve kaybeden takımın oyuncuları genelde ölümle cezalandırılırlarmış.

Akşama doğru şehrin hemen dışında, Cenote denen dev su çukurunu inceliyoruz. Burası hakkında da çeşit çeşit kurban hikayeleri dinliyoruz. Hava kararınca da tekrar şehre girip, Chichen-Itza’nın meşhur piramidinin karşısına yerleştirilmiş sandalyelere yerleşiyor, ve ışık gösterisine hazırlanıyoruz.

Bu ışık gösterisi, doğal yollarla yılda sadece iki kere, gündüz ve gecenin eşit uzunlukta olduğu iki tarihte gerçekleşen bir ışık yanılsamasının, geri kalan 363 gün canlandırılması aslında. Piramit üst üste basamak şeklinde taş bloklardan oluşuyor. Gündüz ve gecenin eşit olduğu 21 Mart tarihinde akşam güneşi, piramidin basamaklarında yavaş yavaş yükselen bir gölge oluşturarak batıyor. Gölgenin bu hareketi, dev bir yılanın basamaklara tırmanışını andırıyor. 21 Eylül’de ise bu sefer gölge basamaklardan aşağıya doğru iniyor. Antik mimarinin astronomi ve doğa olayını kullanışındaki bu incelik, her gece görkemli bir ışık gösterisiyle anlatılıyor.

Işık gösterisi ile birlikte yoğun bir günü daha tamamlıyoruz. Bizi otelimizin bulunduğu kasabaya götürecek otobüslerin beklediği alana, yarı sürünerek gidiyoruz.

Read Full Post »

Palenque’den sonra civardaki şelalelere doğru yola çıkıyoruz. Bizi Palenque ile Agua Azul’a getirmesi için anlaştığımız araç, bonus olarak, adını daha önce duymadığımız Misol-Ha’ya da uğruyor.

Misol Ha, Chiapas, Mexico

Misol Ha, Chiapas, Mexico

Burada yemyeşil ağaçlarla kaplı kanyon duvarları arasında, masmavi bir göle dökülen yüksek bir şelaleyle karşılaşıyoruz. Şelalenin altına kadar uzanan patikadan yürüyüp, üzerimize sıçrayan su damlalarıyla ıslanıyoruz. Bu huzur verici manzarada biraz oyalanıyor, fotoğraflar çekiyoruz.

Buradan ayrılıp, adını daha çok duyduğumuz ve çok merak ettiğimiz Agua Azul’a gidiyoruz. Açıkçası burada biraz hayal kırıklığına uğruyoruz. Agua Azul ismi dilimize “Mavi Su” olarak çevrilebilir. Ancak buraya vardığımızda, daha çok griye yakın renkte bir nehirle karşılaşıyoruz. Hakkını vermek gerekirse, Agua Azul, nehrin daha geniş ve debili aktığı bir nokta. Ard arda gelen bir küçük şelaleler dizisi. Ancak burası görülmeye değer bir doğa alanından çok, bakımsız bir piknik alanı havası taşıyor. Su kenarına dizilmiş küçük kulübelerin önünde, yiyecek ya da hediyelik eşya almak için sıraya girmiş insan kalabalıkları görünüyor. Burada yüzülebildiğini duymuştuk, ancak hem suyun rengi, hem etrafının bakımsız görüntüsü,  hem de çılgın bir hızla akan su, yüzmek konusundaki bütün hevesimizi kaçırıyor. Sadece ayaklarımızı biraz ıslatmakla yetiniyoruz.

Kaldığımız kasabaya dönerken, ormanın içindeki küçük bir köyden geçiyoruz. Köyün civarında, ellerinde tüfekler, kazmalar, küreklerle, biryerlere doğru konuşmadan yürüyen bir sürü köylü, bir o kadar da asker görüyoruz. Şoförümüzün İspanyolcasından anladığımız kadarıyla, 10 gün önce iki çocuk bu bölgede vahşi hayvanlar tarafından parçalanmış, bütün civar köylerden insanlar da, hayvanları bulmak için seferber olmuşlar. İnsanların yüzündeki donuk ifadeleri izleyerek yanlarından geçiyoruz.

Biraz sonra başka bir köyün yakınından geçiyoruz. Şoförümüz buranın bir Zapatista köyü olduğunu söylüyor. Gerçekten de, yol üzerindeki bir tabelada Zapatista bölgesinde olduğumuz uyarısını görüyoruz. Ayrıca yolda, sanki devriye geziyor gibi görünen silahlı adamlarla karşılaşıyoruz.

Tourist In Misol Ha

Tourist in Misol Ha

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Yağmur ormanlarındaki kalıntılar
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden

Read Full Post »

Kurak coğrafyalardaki Aztek şehirlerinden sonra yağmur ormanlarının ortasındaki Palenque’de Maya kalıntılarını görmeye gidiyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

San Cristobal’dan aynı gece yola çıkıyoruz. Akşama doğru Palenque kasabasına varıyor ve geceyi burada geçiriyoruz. Sabah erkenden de Palenque kalıntılarına gidiyoruz. Dağlar ve ağaçlar arasından geçip arkeolojik siteye ulaşıyoruz. Önce, etrafta bekleyen rehberlerden birini gözümüze kestiriyor, onun peşinden cangıla dalıyoruz. Işık sızdırmayan ağaçların arasında yürüyüp ilginç bitkiler hakkında kısaca bilgi alıyoruz. Zehirli dikenlerine dokunulduğunda insanı 20 dakikada felç eden bitkilere bakıyoruz. Bir ağacın dibindeki otların arasında saklanan tarantulayı göz hapsinde tutmaya çalışıyoruz.

Rehberimiz bize, ölü bir ağacın kalıntıları üzerinde yürüyen, karınca kadar küçük yaratıkları gösteriyor; termitler. Biz ne olduğuklarını anlamaya çalışırken de birkaç tanesinin üzerine hafifçe parmağını bastırıyor. Sonra da bizim şaşkın bakışlarımız altında parmağına yapışan termitleri canlı canlı ağzına atıyor. Sonra aynı hareketi bekler gibi bize dönüyor. İlker ve ben, bunu denemek gerektiğini düşünerek aynı hareketi yapıyor ve birkaç termiti midemize indiriyoruz. Dişlerimizin arasında hafifçe çıtırdayan böcekler, dilimizde cevize benzer bir tat bırakarak midemizde kayboluyorlar.

Yolumuza devam ettiçe, ağaçların arasında çoğu toprağa gömülü, sadece bazı taşları görünen Maya kalıntılarına rastlıyoruz. Burasının, içinde binlerce kalıntı barındıran vahşi bir cangıl olduğunu idrak ediyoruz. Çoğu kalıntının çok yakın zaman önce, ancak havadan radarla yapılan araştırmala sonucunda bulunduğunu öğreniyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

Yağmur ormanında, sıcaktan ve nemden sırılsıklam terlemiş bir halde biraz daha yürüyünce bir açıklığa çıkıyoruz. Palenque’nin turistik kalıntıları önümüzde duruyor. Açıklıktan etrafa bakınca ormanın ne kadar büyük ve ağaçların ne kadar yüksek olduğunu farkediyoruz. Şehrin piramitleri ise dev ağaçlarla boy ölçüşüyor. Burası en romatik Maya şehri olarak biliniyor. Şehri gezmeye başlıyor, bir tapınaktan inip diğerine tırmanıyor, büyük Maya hükümdarı Pakal’ın mezarını inceliyoruz. Sıcak ve nemli havada tırmanış kolay olmuyor, zemine her indiğimizde dev ağaçların gölgesinde enerji toplamaya çalışıyoruz.

Şehirde tırmanılmamış piramit, içine bakılmamış bina kalmayana dek dolaştıktan sonra, tekrar ağaçların arasından, bir şelalenin yanından, dere üzerindeki bir köpriden geçiyor, ve sözleştiğimiz saatte, bizi buraya getiren araca ulaşıyoruz. Uyarıları dinleyerek, sürücünün Meksika saatine göre (söylenen zamandan en az 15 dakika geç) geleceğini hesaba katarak çok da acele etmiyoruz. Yine de aracın yanında adamın gelmesini beklemek zorunda kalıyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Teotihuacan, Meksika’nın en önemli Aztek şehri
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »

Bugünkü ikinci köy ziyaretimizi Chamula’ya yapıyoruz.

Homeless in Cahamula

Homeless in Cahamula

Chamula’da bizi dolaştıran rehberimiz Mercedes, bizi küçük bir eve götürüyor. Burası evden çok küçük bir depoya benziyor. Küçük bir aralıktan sızan ışıkta görebildiğimiz kadarıyla yerler yine otlarla örtülmüş. Burada da, taze çiçeklerin asıldığı bir köşenin önünde mumlar ve tütsüler duruyor. Geniş odayı çevreleyen duvarlar boyunca, karanlıktan dolayı zor görülen bir sedir, içerideki tek mobilyayı oluşturuyor. Biz sedire oturup, ortada bağdaş kuran Mercedes’i dinlemeye koyuluyoruz. Maya geleneklerinden, bulunduğumuz köyden, bölgede etkili olan Zapatistalardan bahsediyor.

Buradan sonraki durağımız Zinacantan denen başka bir köy. Chamula’dan daha sade olan, dört tarafında dağlar yükselen bu köyde, asıl atraksiyon yine bir evin içinde. Bu evde, Chiapas köylülerinin yaşam tarzına şahit oluyoruz. Küçük avlunun bir köşesindeki kulübede, alçak bir tabureye oturmuş bir kadın bize, sac üzerinde yaptığı mısır unundan oluşan ince ekmeklerin içine Meksika fasulyesi, guacamole ve diğer bazı mezeler koyarak hazırladığı tostada’lardan ikram ediyor. Evin arka tarafındaki avluda, elindeki çamaşırları, üzerine su döktüğü bir taşa sürterek yıkarken, yaşını tahmin etmeyi zorlaştıracak derecede yıpranmış yüzüyle bize gülümseyen kadını izliyoruz.

Sonunda tekrar Mercedes’in şemsiyesini takip ederek minibüslere dönüyor ve San Cristobal’a doğru yola çıkıyoruz.

Read Full Post »

Older Posts »