Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Chiapas’

Palenque’den sonra civardaki şelalelere doğru yola çıkıyoruz. Bizi Palenque ile Agua Azul’a getirmesi için anlaştığımız araç, bonus olarak, adını daha önce duymadığımız Misol-Ha’ya da uğruyor.

Misol Ha, Chiapas, Mexico

Misol Ha, Chiapas, Mexico

Burada yemyeşil ağaçlarla kaplı kanyon duvarları arasında, masmavi bir göle dökülen yüksek bir şelaleyle karşılaşıyoruz. Şelalenin altına kadar uzanan patikadan yürüyüp, üzerimize sıçrayan su damlalarıyla ıslanıyoruz. Bu huzur verici manzarada biraz oyalanıyor, fotoğraflar çekiyoruz.

Buradan ayrılıp, adını daha çok duyduğumuz ve çok merak ettiğimiz Agua Azul’a gidiyoruz. Açıkçası burada biraz hayal kırıklığına uğruyoruz. Agua Azul ismi dilimize “Mavi Su” olarak çevrilebilir. Ancak buraya vardığımızda, daha çok griye yakın renkte bir nehirle karşılaşıyoruz. Hakkını vermek gerekirse, Agua Azul, nehrin daha geniş ve debili aktığı bir nokta. Ard arda gelen bir küçük şelaleler dizisi. Ancak burası görülmeye değer bir doğa alanından çok, bakımsız bir piknik alanı havası taşıyor. Su kenarına dizilmiş küçük kulübelerin önünde, yiyecek ya da hediyelik eşya almak için sıraya girmiş insan kalabalıkları görünüyor. Burada yüzülebildiğini duymuştuk, ancak hem suyun rengi, hem etrafının bakımsız görüntüsü,  hem de çılgın bir hızla akan su, yüzmek konusundaki bütün hevesimizi kaçırıyor. Sadece ayaklarımızı biraz ıslatmakla yetiniyoruz.

Kaldığımız kasabaya dönerken, ormanın içindeki küçük bir köyden geçiyoruz. Köyün civarında, ellerinde tüfekler, kazmalar, küreklerle, biryerlere doğru konuşmadan yürüyen bir sürü köylü, bir o kadar da asker görüyoruz. Şoförümüzün İspanyolcasından anladığımız kadarıyla, 10 gün önce iki çocuk bu bölgede vahşi hayvanlar tarafından parçalanmış, bütün civar köylerden insanlar da, hayvanları bulmak için seferber olmuşlar. İnsanların yüzündeki donuk ifadeleri izleyerek yanlarından geçiyoruz.

Biraz sonra başka bir köyün yakınından geçiyoruz. Şoförümüz buranın bir Zapatista köyü olduğunu söylüyor. Gerçekten de, yol üzerindeki bir tabelada Zapatista bölgesinde olduğumuz uyarısını görüyoruz. Ayrıca yolda, sanki devriye geziyor gibi görünen silahlı adamlarla karşılaşıyoruz.

Tourist In Misol Ha

Tourist in Misol Ha

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Yağmur ormanlarındaki kalıntılar
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden

Reklamlar

Read Full Post »

Kurak coğrafyalardaki Aztek şehirlerinden sonra yağmur ormanlarının ortasındaki Palenque’de Maya kalıntılarını görmeye gidiyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

San Cristobal’dan aynı gece yola çıkıyoruz. Akşama doğru Palenque kasabasına varıyor ve geceyi burada geçiriyoruz. Sabah erkenden de Palenque kalıntılarına gidiyoruz. Dağlar ve ağaçlar arasından geçip arkeolojik siteye ulaşıyoruz. Önce, etrafta bekleyen rehberlerden birini gözümüze kestiriyor, onun peşinden cangıla dalıyoruz. Işık sızdırmayan ağaçların arasında yürüyüp ilginç bitkiler hakkında kısaca bilgi alıyoruz. Zehirli dikenlerine dokunulduğunda insanı 20 dakikada felç eden bitkilere bakıyoruz. Bir ağacın dibindeki otların arasında saklanan tarantulayı göz hapsinde tutmaya çalışıyoruz.

Rehberimiz bize, ölü bir ağacın kalıntıları üzerinde yürüyen, karınca kadar küçük yaratıkları gösteriyor; termitler. Biz ne olduğuklarını anlamaya çalışırken de birkaç tanesinin üzerine hafifçe parmağını bastırıyor. Sonra da bizim şaşkın bakışlarımız altında parmağına yapışan termitleri canlı canlı ağzına atıyor. Sonra aynı hareketi bekler gibi bize dönüyor. İlker ve ben, bunu denemek gerektiğini düşünerek aynı hareketi yapıyor ve birkaç termiti midemize indiriyoruz. Dişlerimizin arasında hafifçe çıtırdayan böcekler, dilimizde cevize benzer bir tat bırakarak midemizde kayboluyorlar.

Yolumuza devam ettiçe, ağaçların arasında çoğu toprağa gömülü, sadece bazı taşları görünen Maya kalıntılarına rastlıyoruz. Burasının, içinde binlerce kalıntı barındıran vahşi bir cangıl olduğunu idrak ediyoruz. Çoğu kalıntının çok yakın zaman önce, ancak havadan radarla yapılan araştırmala sonucunda bulunduğunu öğreniyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

Yağmur ormanında, sıcaktan ve nemden sırılsıklam terlemiş bir halde biraz daha yürüyünce bir açıklığa çıkıyoruz. Palenque’nin turistik kalıntıları önümüzde duruyor. Açıklıktan etrafa bakınca ormanın ne kadar büyük ve ağaçların ne kadar yüksek olduğunu farkediyoruz. Şehrin piramitleri ise dev ağaçlarla boy ölçüşüyor. Burası en romatik Maya şehri olarak biliniyor. Şehri gezmeye başlıyor, bir tapınaktan inip diğerine tırmanıyor, büyük Maya hükümdarı Pakal’ın mezarını inceliyoruz. Sıcak ve nemli havada tırmanış kolay olmuyor, zemine her indiğimizde dev ağaçların gölgesinde enerji toplamaya çalışıyoruz.

Şehirde tırmanılmamış piramit, içine bakılmamış bina kalmayana dek dolaştıktan sonra, tekrar ağaçların arasından, bir şelalenin yanından, dere üzerindeki bir köpriden geçiyor, ve sözleştiğimiz saatte, bizi buraya getiren araca ulaşıyoruz. Uyarıları dinleyerek, sürücünün Meksika saatine göre (söylenen zamandan en az 15 dakika geç) geleceğini hesaba katarak çok da acele etmiyoruz. Yine de aracın yanında adamın gelmesini beklemek zorunda kalıyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Teotihuacan, Meksika’nın en önemli Aztek şehri
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »

Bugünkü ikinci köy ziyaretimizi Chamula’ya yapıyoruz.

Homeless in Cahamula

Homeless in Cahamula

Chamula’da bizi dolaştıran rehberimiz Mercedes, bizi küçük bir eve götürüyor. Burası evden çok küçük bir depoya benziyor. Küçük bir aralıktan sızan ışıkta görebildiğimiz kadarıyla yerler yine otlarla örtülmüş. Burada da, taze çiçeklerin asıldığı bir köşenin önünde mumlar ve tütsüler duruyor. Geniş odayı çevreleyen duvarlar boyunca, karanlıktan dolayı zor görülen bir sedir, içerideki tek mobilyayı oluşturuyor. Biz sedire oturup, ortada bağdaş kuran Mercedes’i dinlemeye koyuluyoruz. Maya geleneklerinden, bulunduğumuz köyden, bölgede etkili olan Zapatistalardan bahsediyor.

Buradan sonraki durağımız Zinacantan denen başka bir köy. Chamula’dan daha sade olan, dört tarafında dağlar yükselen bu köyde, asıl atraksiyon yine bir evin içinde. Bu evde, Chiapas köylülerinin yaşam tarzına şahit oluyoruz. Küçük avlunun bir köşesindeki kulübede, alçak bir tabureye oturmuş bir kadın bize, sac üzerinde yaptığı mısır unundan oluşan ince ekmeklerin içine Meksika fasulyesi, guacamole ve diğer bazı mezeler koyarak hazırladığı tostada’lardan ikram ediyor. Evin arka tarafındaki avluda, elindeki çamaşırları, üzerine su döktüğü bir taşa sürterek yıkarken, yaşını tahmin etmeyi zorlaştıracak derecede yıpranmış yüzüyle bize gülümseyen kadını izliyoruz.

Sonunda tekrar Mercedes’in şemsiyesini takip ederek minibüslere dönüyor ve San Cristobal’a doğru yola çıkıyoruz.

Read Full Post »

San Cristobal’dan hareketle çevre köyleri gezmek ve kültürlerini tanımak niyetindeyiz.

Indigenous family

Indigenous family

Sabah şehrin meydanına gidip, Lonely Planet’ın tavsiye ettiği rehberi aramaya başlıyoruz. Saat 9 civarı, açtığı renkli şemsiyeyle meydanda dolaşan yerli rehber Mercedes’i buluyoruz. Ününü duyan diğer gezginlerle birlikte yaklaşık 20 kişilik bir grup oluşturuyoruz. Kadın akıcı İngilizcesiyle kısa bir sunum yaptıktan sonra ‘şemsiyeyi izleyin’ diyor ve yürümeye başlıyor. 5 dakika sonra döküntü minibüslere doluşmuş, civar köylere doğru yol alıyoruz.

İlk durağımız San juan Chamula. Önce bir köy evinin bahçesine götürülüyoruz, ve çember şeklinde dizilmiş sandalyelere oturuyoruz. Mercedes ortada, yere bağdaş kurarak oturuyor ve anlatmaya başlıyor. Kendisi Maya soyundan gelen bir şaman. Onun masalsı anlatımından Maya inanışlarını, piramitlerin sırlarını, hristiyanlığın burada yayılmasını ve toplum üzerindeki etkilerini dinlemek çok keyifli.

Konuşması bitince köyün merkezine yürüyor ve pazar yerini geziyoruz. Meydandaki kiliseye girdiğimizde gördüğümüz manzaraya hayran kalıyoruz. Burası, büyük koloniyel şehirlerde gördüğümüz süslü kiliselerden çok farklı. Gördüğümüz hiçbir kiliseye benzemiyor. İçeride ne bir altar, ne sıralar, ne sessizce oturmuş dua eden insanlar var. Bütün bunların yerine, yukarıda gerilmiş üçgen şeklindeki büyük, renkli bezlerin altında, otlarla kaplanmış zeminde, gruplar halinde oturmuş insanlar görüyoruz. Yerlerde düzensizce dizilmiş mumların ışığı, loş kiliseyi aydınlatıyor. İnsanların bazıları yüksek sesle günah çıkarıyor, bazıları yeni mumlar yakıyor, bazıları bir şaman rahip tarafından ilkel yöntemlerle tedavi ediliyor. Mercedes’in daha önce anlattığına göre bu tedaviler kişinin sorununa göre değişiyor; ya bir azizin önünde mum yakılıyor, ya canlı tavuklara okunup üfleniyor, gerekirse bazı tavukların boynu koparılıyor, dağ otları çiğneniyor. Hatta zeki pazarlama taktikleri sayesinde kola içmek de tedavinin bir parçası haline gelmiş. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için, kilisenin ortamına kendi gözlerimizle şahit olmak ayrı bir heyecan veriyor. Her seyahatten sonra yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz “en iyi 5” listemizde bu kilise tereddütsüz ilk sıradaki yerini şimdiden garantiliyor.

Read Full Post »

Mexico City’ye dönmenin hiç de iyi bir fikir olmadığını anlamak uzun sürmüyor. İkinci haftanın planlarını yapmaya çalışıyor, herkesin görmek istediği yerlere uğramak için yeterli zaman olmadığını görüyor, alternatif rotalar çıkarıyoruz.

Cathedral of San Cristobal de las Casas, Chiapas, Mexico

Cathedral of San Cristobal de las Casas, Chiapas, Mexico

Pazar sabahının erken saatlerinde havaalanına ulaşıyoruz. Artık kiralık arabanın deposunu doldurmak için benzinciye gidecek kadar bile o trafiğe çıkmak istemiyoruz.

Tamamı Meksikalı yolcularla dolu bir uçakta, sıradan bir yolculuktan sonra Cancun’a ulaşıyoruz. Havanın güzelliği, ve yukarıdan görünen Karaiblerin mavisi bizi kandıracak gibi olduysa da biz bir otobüs bulup San Cristobal’a doğru uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.

17 saat süren yolculuktan sonra, yüksek dağların arasında, oldukça fakir görünüşlü küçük bir şehir olan San Cristobal de las Casas’a varıyoruz. Binalar diğer yerlerdekilere göre daha basit, kiliseler çok daha gösterişsiz. Ortalıkta bir çok gezgin göze çarpıyor. Kızlar, ertesi gün bizi çevre köylere götürecek bir tur şirketi ayarlamak için yanımızdan ayrılıyorlar. Uzun zaman sonra geri döndüklerinde, alışverişe takıldıklarını öğreniyoruz.

Meydanda beklerken, serin dağ havasıyla ciğerlerimizi doldurup, parlak akşam güneşinin altında, gelen geçen yerlileri izliyoruz. Yakınlardaki köylerden şehre çok sayıda yerli geliyor, meydanda dolaşırken çok renkli görüntüler oluşturuyorlar. Çocuklar başımızdan ayrılmıyor, küçük hediyelikler satmaya çalışıyorlar. Kadınlar, bebeklerini sırtlarına bağladıkları bezlere sararak yürüyorlar. San Cristobal, Meksika gezisinin en ilginç kısmı olmaya aday.

Read Full Post »