Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Louvre’

Paris izlenimleri

TripAdvisor sitesi Paris’i, değeri en fazla abartılmış şehir olarak gösteriyor. Katılmamak elde değil. Paris’te geçen 4 günden sonra yorumlarımı (gecikmeli de olsa) paylaşmak istedim.

Romance in Paris

Romance in Paris

Bazıları Paris’in en romantik şehir olduğunu söyler. (Yine TripAdvisor’a göre bu ünvan Venedik’e aittir, ve buna da katılırım) Paris’in romantizmine şu yorumu yapabilirim; bu kadar küçük masaları bu kadar sıkışık düzende Topkapı’da dizseniz, Topkapı romantizm konusunda Paris’le yarışır.

Önce bu iddiayı biraz açalım. Paris’in cafe’leri meşhurdur. Gerçekten, her köşe başında (bazılarında ikişer üçer tane) cafe var. İlk başta dışarıdan bakılınca hepsi çok sevimli görünüyor. Birine oturmaya karar veriyorsunuz. Tabi ki dışarıdaki masalara oturmak lazım. Cafe’lerin genelde küçük yuvarlak masaları var ve iki ya da üç sıra oluşturacak şekilde dizilmişler. Her biri için iki sandalye, yan yana, her ikisi de sokağa bakacak şekilde yerleştirilmiş. Bu düzen ortaya bir tribün görüntüsü çıkartıyor.

Bu tribün/cafe’lerdeki yerinizi almak kolay değil. Ön sırada olmak sokak ortasında oturuyormuş hissi veriyor. Birilerini dürtmeden, bazı sandalyeleri sağa sola çekmeden arka sıraya geçmek de pek mümkün değil. Bazı cafe’lerde her masa (ve sandalye) yandakiyle fiziksel temas halinde olduğundan, ön sırada bile oturmak için önce masayı öne çekip bir boşluk yaratmak, sandalyeye yerleşince masayı eski yerine, kendinize doğru çekmek gerekebiliyor. Ve bütün bu akrobasinin sonunda, kendinizi yan masanın sakinleriyle omuz omuza buluyorsunuz.

Bu kadar sıkışık düzende, sandalyeler de küçük ve biraz rahatsız olunca, ister istemez oldukça dik, hatta masaya eğilmiş vaziyette oturuyorsunuz. Karşınızdakinin de aynı pozisyonda olduğunu, masanın çapının da maksimum 50 cm olduğunu düşünün. Bu durumda dışarıdan bakan biri için çok romatik görünmeniz gayet doğal. Karşınızdaki kişi aynı iş yerinde çalıştığınız, kendi cinsinizden 80 yaşındaki biri bile olsa böyle görüneceksiniz.

Street near Sacre Coeur

Street near Sacre Coeur

Fransızlar da Türkler gibi çok sigara içmeleriyle tanınırlar. Türkiye ile yaklaşık aynı zamanda Fransa’da da kapalı yerlerde sigara içme yasağı geldi. Lokantalar, cafe ve benzeri yerler bu yasağa dahil. Ama bir cafe’nin kaldırım kenarındaki masalarında oturuyorsanız sigara içebiliyorsunuz. Yine de masaya kültablası istediğinizde yasak diyor ve getirmiyorlar. O yüzden masaların altlarında bir sürü izmarit görüyorsunuz.

Fiyatlar çok pahalı. İki kahve için 10 euro üzerinde hesap geliyor. Bir süre sonra cafe’lerde kahve yerine şarap içmeye başlıyorsunuz, çünkü bir kadeh Bordeaux şarabı bir fincan café au lait’den daha ucuz. Merkezden uzaklaşınca göreceli olarak mantıklı fiyatlarla karşılaşıyorsunuz.

Paris 48 derece kuzey enlemiyle, İstanbul’dan 8 derece daha kuzeyde. Az bir fark değil bu (Toronto’nun enlemi bile 43 derece kuzey). Dolayısıyla Mayıs ortasında hava 15 derece civarı seyrediyor. Bizim 4 günümüzün üçünde hava kapalıydı, ve zaman zaman yağmur yağdı.

Strolling along the Seine

Strolling along the Seine

Büyük bir hevesle Notre Dame’a gittik. Ama hayal kırıklığı oldu. Tamam, güzel bir katedral, ama bence Notre Dame de Montréal çok daha etkileyiciydi. Montreal katedralini görmediyseniz Paris’tekini tavsiye ederim.
Paris metrosu müthiş. İlk hat, İstanbul’daki Tünel’den 25 yıl sonra açılmış. Ama şu anda serviste olan 14 ana hat ve 300 küsür istasyonu var. Tam bir üç boyutlu labirent. Paris’te nerede olursanız olun, en fazla 500 metre uzağınızda bir metro istasyonu var. Tüneller içinde dolaşırken, altı bu kadar oyuk olan bir şehir nasıl oluyor da çökmüyor diye hayret ediyorsunuz.

Eiffel’e çıkmak için asansör beklerken hava iyiydi. Ama ikinci katta asansör değiştirme kuyruğunda beklerken, hiç hesapta olmayan bir fırtına bastırdı. Böyle br durumda kuyrukta bekleyen turistlerin yüzlerindeki ifade görülmeye değer Burada beklemek istemiyorlar, çünkü yağmur ve rüzgar buna izin vermiyor. Buraya kadar çıkmışken Eiffel’den Paris’i izlemeden aşağıya inmek de istemiyorlar. Yukarı çıkmak konusunda da tereddütlüler, çünkü 200 metre yukarıda kendilerini neyin beklediğini bilmiyorlar. Ama artık biletler alınmış, buraya kadar çıkılmış madem, geri kalanını da görmek gerekir diyerek asansöre doluşuyorlar. (Burada ister istemez aklıma, tek başına Paris’e gidip, Eiffel’e çıkınca o günün 14 Şubat olduğunu hatırlayan bir arkadaşım geldi)

Seine üzerinde tekne turunu son günün akşamına bıraktık. Ve akşam iskeleye gittiğimizde gişenin kapanmış olduğunu gördük. Bu saatten sonra tekne içinde de bilet satmıyorlar. Hayal kırıklığı…

Sonuç ; Paris’e tatil için gitmeyi düşünüyorsanız gerçekten abartılmış bir şehirle karşılaşmaya hazır olun. Yaşamak için ise güzel bir yer olabileceği izlenimi bıraktı bende. Tabi şehrin en uç noktasında bile orta boy bir daireye 2000 euro kira vermeyi göze alırsanız…

Son olarak Paris en iyi listemi de paylaşayım. Tek şehirde verimsiz geçirilen kısıtlı zamanın ardından, liste biraz daha kısa olacak. Göremediğimiz bir çok yer olduğunu hatırlatırım.

Paris En İyi 3

3. Eiffel. İkinci kat, akşam güneş batarken. Ardından da aşağıya inip kuleye karşıdan bakmak…

Watching the Seine from Eiffel

Watching the Seine from Eiffel

2. Louvre. Sergilenen her bir nesneye şöyle bir bakıp geçelim deseniz bile müzeyi gezmek 9 yıl sürer diyorlar. O yüzden bir rehber eşliğinde kısıtlı bölümünü gezmek en mantıklısı. Yoksa keyiften çok eziyet oluyor. En önemli parçalar kuşkusuz Mona Lisa ve Venus de Milo. Müzenin tavan ve duvar işlemeleri biraz Vatikan müzesini hatırlattı bana. İkisini karşılaştırmam gerekse Louvre burun farkıyla önde derim.

The pyramid of Louvre

The pyramid of Louvre

1. Sacré-Coeur. Paris’in belki de tek tepesine kurulmuş güzel bir yapı. Etrafındaki dar sokaklarda denizsiz bir Ortaköy havası var. Biraz fazla turistik olmakla birlikte gayet hoş.

Sacre Coeur

Sacre Coeur

Paris En Kötü 3

1. Champs-Elysées. Sadece ünlü markalar, süslü dükkanlar. Aralarda da diğer sokaklardakinden farksız (belki daha pahalı) cafe’ler. Bir de Louvre’dan Arc de Triomphe’a yürüyen kalabalık.

2. Eiffel. Evet, en iyi listesinde de vardı. Ama gün içinde sadece çirkin bir metal yığını görüntüsüne bürünüyor. Asansörler çok kalabalık. En üst kata çıkmayı hiç tavsiye etmem. Gerçekten 100 metre ile 300 metre arasında çok büyük fark yok, her ikisinde de şehrin her yerini görebiliyorsunuz. Ayrıca en üst kat daha dar olduğundan kalabalık daha sıkıcı oluyor. En üst katın terasına çıkmazsanız kapalı mekanda havasızlıktan boğuluyorsunuz.

3. Üç numaraya karar vermek zor. Hava durumu mu desem…? yüksek fiyatlar mı…..?


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »