Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Mexico City’

Meksika’daki ikinci günümüzde Mexico City’yi keşfetmeye devam ediyoruz.

Aztec ritualSabah erkenden kalkıp tekrar meydana koşuyoruz. Bu saatte meydan çok daha sakin. Şehrin göbeğinde, şehir kurulduktan yüzlerce yıl sonra, metro inşaatı sırasında şans eseri keşfedilen Templo Mayor’u, Azteklerin Büyük Tapınağını geziyoruz.

Efsaneye göre, eskiden göçebe bir ırk olan Aztekler kendilerine bir yurt aramaya karar vermişler. Tanrıları onlara kaktüs üzerinde yılan yiyen kartalı aramaları gerektiğini söylemiş. Uzun yıllar boyunca Aztekler bu kartalı bulmak için uğraşmışlar, ve sonunda gerçekten, bir kaktüsün üzerinde yılan yiyen bir kartal görmüşler. O noktaya da şehirlerini kurmuşlar. Günümüzde Mexico City’nin Zocalo’su işte tam o noktada yer alıyor.

Çıktığımızda meydan, bir önceki günden daha da kalabalık görünüyor gözümüze. Aztekli rahipler, sıraya girmiş insanların başlarının etrafında tütsüler dolaştırıp, okuyup üflemeye devam ediyor. Ortalıkta bağıra çağıra müşteri arayan seyyar satıcılar, büfelerden gelen yemek kokuları, trafik gürültüsü ve etraftaki süslü tarihi binalarla Zocalo, Eminönü’nün Meksika versiyonu gibi. Meydandaki asker ve polis bolluğu çabuk göze çarpıyor.

Meydana doyduğumuzu anlayınca, şehrin başka bölgelerine doğru yürümeye başlıyoruz. Dünyanın en iyileri arasında gösterilen Antropoloji Müzesi’ni gezmek bütün öğleden sonramızı geçirdiğimiz yer oluyor, ki bu süre içinde müzenin sadece yarısını hızlıca görebiliyoruz.

Akşam olup da bacaklarda derman kalmayınca, sadık dostumuz Lonely Planet’ın önerdiği bir bölgeye, Plaza Garibaldi’ye gidiyoruz. Lokantaların temizliğini kızların gözü tutmadığı için burada yemek yeme niyetimizi gerçekleştiremiyoruz. Ama bu meydanın akşam karanlığında bile dikkat çeken renkli binaları, ve harika Mariachi yapan sokak çalgıcıları sayesinde, keyifli zaman geçiriyoruz.

Bu dizinin diğer sayfaları: 1, 3, 4

Read Full Post »

Kasım 2004’de, eşim Derya, arkadaşlarımız İlker ve Aylin, ve onlarım arkadaşı Fatoş ile birlikte, Meksika’nın neredeyse yarısını iki haftada dolaşmak üzere tatile çıktık. Bu yazı dizisinde, bu gezideki anılarımızı ve çektiğim fotoğrafları sizinle paylaşacağım.

Skeleton jugglerGezimize Mexico City’den başlıyoruz. Havaalanından otele kadar olan taksi yolculuğu, İstanbul’dan beter trafik, trafiğe kapalı yollar, ve aniden bastıran çılgın yağmur sayesinde hayli eğlenceli geçiyor.

Daha otele ulaşmadan, doğru zamanda doğru yerde bulunduğumuzu anlıyoruz. Otelin yeri, şehrin merkezi de sayılabilecek olan Centro Historico’da, Zocalo denen şehir meydanına çok yakın, ve takvimler 1 Kasım’ı, yani iki gün sürecek olan Ölüler Bayramı’nın ilk gününü gösteriyor. Meydan kutlamalar dolayısıyla çok hareketli, her taraftan tamtam sesleri yükseliyor. Vücutlarının sadece bir kısmını örten kıyafetleriyle Aztek dansçıları, kalabalığın arasından bir görünüp bir kayboluyorlar. Dolayısıyla çantalarımızı otele atar atmaz eğlenceye şahit olmak için sokağa fırlıyoruz.

Zocalo’da yürürken kutlamaların büyüsü kendini daha da hissettiriyor. Öyle ki, meydanı çevreleyen harika yapıları gözümüz görmüyor bile. Binlerce insan, meydanın farklı noktalarında toplanmış, göstericileri izliyorlar. Azteklerin ölü takıntısının farkına varmamaya imkan yok. Her tarafta irili ufaklı iskelet heykelleri, sahte mezarlar, kurukafalar var. Hatta meydanın bir kısmına yapay bir mezarlık kurulmuş, tabutların üstleri, avlanan, gitar çalan, dans eden ölülerin heykelcikleri, sarı çiçekler ve mumlarla doldurulmuş. Başımızı ne tarafa çevirsek bizi şaşırtacak farklı bir manzara görüyoruz. Bir yanda tamtamlar eşliğinde dans eden Aztek dansçıları, bir yanda etrafındaki kalabalığa, sarı çiçeklerle donattığı mezara benzetilmiş toprak yığınağından bahseden yarı çıplak bir adam, öte tarafta sıraya girmiş onlarca insana tek tek elindeki tütsü kupasıyla okuyup üfleyen, kocaman tüylü şapkası olan bir kadın. Köşeye kurdukları taş fırında pişirdikleri kurabiyeleri geçici bir duvara yan yana yapıştırarak kabartma figürler, kurukafalar, Cortez resimleri yapanlar bile var. Kalabalığın arasında, kıyafetlerin renkleri, müzik, ve tütsülerin kokusu ile sarhoş olmaya başlıyoruz.

Saatler sonra, ilk gün için Aztek deneyiminin dozunu kaçırmaya başladığımızın farkına varıyoruz. Buna rağmen, otelde duş alıp biraz dinlendikten sonra gece tekrar meydana gidip şenliğe katılmaktan kendimizi alamıyoruz.

Bu dizinin diğer sayfaları: 2, 3, 4


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »