Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Piramitler’

Kurak coğrafyalardaki Aztek şehirlerinden sonra yağmur ormanlarının ortasındaki Palenque’de Maya kalıntılarını görmeye gidiyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

San Cristobal’dan aynı gece yola çıkıyoruz. Akşama doğru Palenque kasabasına varıyor ve geceyi burada geçiriyoruz. Sabah erkenden de Palenque kalıntılarına gidiyoruz. Dağlar ve ağaçlar arasından geçip arkeolojik siteye ulaşıyoruz. Önce, etrafta bekleyen rehberlerden birini gözümüze kestiriyor, onun peşinden cangıla dalıyoruz. Işık sızdırmayan ağaçların arasında yürüyüp ilginç bitkiler hakkında kısaca bilgi alıyoruz. Zehirli dikenlerine dokunulduğunda insanı 20 dakikada felç eden bitkilere bakıyoruz. Bir ağacın dibindeki otların arasında saklanan tarantulayı göz hapsinde tutmaya çalışıyoruz.

Rehberimiz bize, ölü bir ağacın kalıntıları üzerinde yürüyen, karınca kadar küçük yaratıkları gösteriyor; termitler. Biz ne olduğuklarını anlamaya çalışırken de birkaç tanesinin üzerine hafifçe parmağını bastırıyor. Sonra da bizim şaşkın bakışlarımız altında parmağına yapışan termitleri canlı canlı ağzına atıyor. Sonra aynı hareketi bekler gibi bize dönüyor. İlker ve ben, bunu denemek gerektiğini düşünerek aynı hareketi yapıyor ve birkaç termiti midemize indiriyoruz. Dişlerimizin arasında hafifçe çıtırdayan böcekler, dilimizde cevize benzer bir tat bırakarak midemizde kayboluyorlar.

Yolumuza devam ettiçe, ağaçların arasında çoğu toprağa gömülü, sadece bazı taşları görünen Maya kalıntılarına rastlıyoruz. Burasının, içinde binlerce kalıntı barındıran vahşi bir cangıl olduğunu idrak ediyoruz. Çoğu kalıntının çok yakın zaman önce, ancak havadan radarla yapılan araştırmala sonucunda bulunduğunu öğreniyoruz.

Ruins of Palenque

Ruins of Palenque

Yağmur ormanında, sıcaktan ve nemden sırılsıklam terlemiş bir halde biraz daha yürüyünce bir açıklığa çıkıyoruz. Palenque’nin turistik kalıntıları önümüzde duruyor. Açıklıktan etrafa bakınca ormanın ne kadar büyük ve ağaçların ne kadar yüksek olduğunu farkediyoruz. Şehrin piramitleri ise dev ağaçlarla boy ölçüşüyor. Burası en romatik Maya şehri olarak biliniyor. Şehri gezmeye başlıyor, bir tapınaktan inip diğerine tırmanıyor, büyük Maya hükümdarı Pakal’ın mezarını inceliyoruz. Sıcak ve nemli havada tırmanış kolay olmuyor, zemine her indiğimizde dev ağaçların gölgesinde enerji toplamaya çalışıyoruz.

Şehirde tırmanılmamış piramit, içine bakılmamış bina kalmayana dek dolaştıktan sonra, tekrar ağaçların arasından, bir şelalenin yanından, dere üzerindeki bir köpriden geçiyor, ve sözleştiğimiz saatte, bizi buraya getiren araca ulaşıyoruz. Uyarıları dinleyerek, sürücünün Meksika saatine göre (söylenen zamandan en az 15 dakika geç) geleceğini hesaba katarak çok da acele etmiyoruz. Yine de aracın yanında adamın gelmesini beklemek zorunda kalıyoruz.

Bu yazı dizisinin diğer sayfaları:
Dünyanın en ilginç kilisesi
Meksika kazan, biz kepçe
Dünyanın en büyük ağacı
Meksika polisi yakalar
Teotihuacan, Meksika’nın en önemli Aztek şehri
Mexico City’de Ölüler Günü

Meksika kategorisi, tekmili birden


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »

Bugün, Meksika’daki en önemli Aztek kalıntılarından olan Teotihuacan’a gidiyoruz.

Derya in teotihuacanÜçüncü günün sabahında, İlker ile Mexico City metrosuna binip, rezerve ettiğimiz kiralık arabayı almak üzere Zona Rosa’ya gidiyoruz. Metroda başlangıçta rahat bir yolculuk yapmaktayken, birkaç istasyon sonra kendimizi, kalabalığın içinde tutnabilecek bir yer bulmak için şekilden şekile girer bir durumda buluyoruz. Yolculuk sırasında İlker, bel çantasının fermuarının gizli bir el tarafından açılmakta olduğunu farkediyor, böylece cüzdanını ve pasaportunu kaptırmaktan kıl payı kurtuluyor.

Araba kiralamak, otelin yolunu bulmak derken, umduğumuzdan daha geç bir saatte çantaları bagaja yüklemeye başlayabiliyoruz. Buna bir de stres yüklü Mexico City trafiği eklenince, 50 km uzaktaki Teotihuacan’a varışımız öğleni buluyor.

Teotihuacan, Meksika’da görmeyi planladığımız kalıntıların ilki, ve en önemlilerinden biri. Şehre yaklaşırken, seyrek ağaçlı coğrafyada, dünyanın üçüncü büyük piramidini görebiliyoruz. Kalıntılara girdiğimizde ilk olarak Güneş Piramidi, bütün görkemiyle karşımıza çıkıyor. Cesaretimizi toplayıp, ikiyüz küsür dimdik basamağı tırmanmaya başlıyoruz. Aradaki teraslarda biraz soluklanıp manzaranın da keyfini çıkarmak için duraklıyoruz. Yükseldikçe manzaranın görkemi daha da artıyor. Bir zamanlar 65bin kişinin yaşadığı şehirden geriye kalan binalar oldukça iyi korunmuş. Aşağıda eski Ölüler Yolu güneyden kuzeye uzanıyor, sağ tarafta kalan Ay Piramidi, dağlardan oluşan fonun önündeki güzel bir süs olarak dikkat çekiyor. Ölüler Yolu’nun iki yanında çok daha küçük piramitler, cetvelle çizilmiş gibi dümdüz diziliyor.

Güneş Piramidinden inip, Ölüler Yolu’nu takip ederek Ay Piramidi’ne ulaşıyoruz, ancak bu piramit geçici olarak ziyaretçilere kapalı olduğundan yukarı tırmanamıyoruz. Güzel işlemeli diğer binalar arasında dolanıyor, hem süslemeleri inceliyor, hem de binaların gölgesinde yakıcı Meksika güneşinden korunmaya çalışıyoruz. Ardından, ani bastıran yağmurun altında Teotihacan’dan ayrılıyoruz.

Bu dizinin diğer sayfaları: 1, 2, 4


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Read Full Post »