Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Uros’

Puno, Peru’nun deniz seviyesinden 3800 metre yükseklikte, Titicaca gölünün kıyısında kurulmuş küçük bir şehri. Sokakları, yerel kıyafetleriyle ortalıkta dolaşan kadınlarla, okul önlüklü çocuklarla dolu. Ama Puno’ya Puno olduğu için değil, yüzen adaları görmek için gidiyoruz.

Hut on the Floating IslandsPuno’nun iskelesinden kalkan tekneler, 1-2 saatlik Uros Adaları turları yapıyor. Bazıları da Taquile adasına kadar gidiyor. Gölün karşı tarafı Bolivya. Tur teknelerinin yanında bir de daha sade görünüşlü yerel tekneler var. Bunlar, ada halkının ana karayla ulaşımı için kullanılıyor. Biz, tur tekneleri yerine bu sıradan teknelerden birine binmeyi tercih ediyoruz. Sabahın erken saatinde adaya giden bir sürü yerli ile birlikte, çuvalların, kolilerin, yumurta dolu kasaların arasında kendimize oturacak bir yer bulup Titicaca gölüne açılıyoruz.

Uros denen insanlar, yüzyıllar önce düşmanlarından kaçmak için sazları birbirine bağlayarak tekneler yapmış ve Titikaka gölüne açılmışlar. Sazları birbirine bağlama konsunda o kadar ileri gitmişler ki, aynı yöntemle kendilerine küçük adacıklar yapmaya başlamışlar. Bugün artık onları tehdit eden bir düşmanları kalmadığı halde, hala gölün ortasındaki bu bölgede, suyun üzerinde mantar gibi yüzen bu saz yığınlarının üzerinde yaşıyorlar. Yani Uros adaları gerçekten ada değil, gölün dibine bağlantısı olmayan, birbirine bağlanmış ‘yüzen’ saz yaprakları. Yeterince iyi yapılmışsa 10 kişiyi 6 ay kadar taşıyabiliyor, eskidikce üstüne yeni saz yaprakları ekleniyor. Bu şekilde birbirine çok yakın “park edilmiş” irili ufaklı yüzlerce adacık görüyoruz. Üstlerine yine aynı malzemeden, yani saz dalları ve yapraklarından yapılmış kulubeler kurmuşlar, bazılarını barınmak için, bazılarını bakkal olarak kullanıyorlar. Sazdan yapılmış iskelelerinde sazdan yapılmış süslemeli kayıklar bağlanmış. Saz kentin saz insanları bizi bekliyor.

Teknemiz adalardan bir tanesine yaklaşıyor. Tekneden adaya atlayınca, ayaklarımız sazların içine birkaç santim gömülüyor. Adım attığımızda sazlar eziliyor. Yumuşak bir yastığın üzerinde yürür gibi hissediyoruz. Adanın ortasında, meydan olarak kullanılan küçük bir açıklık var. Bu meydanda, yerlere hediyelik eşyalar dizmiş yerliler, bağdas kurmuş oturuyor. Meydanın etrafı sazdan yapılmış kulübe ve çadırlarla çevrili. Kulübelerden birinin önündeki açıklık bir tezgah olarak hazırlanmış, içeriye dizilmiş şişelerden buranın bir çeşit bakkal olduğu anlaşılıyor. İnsanlar pek birşey yapmadan küçücük adada sağa sola yürüyüp duruyor, küçük gruplar halinde ya oturmuş birşeyler konuşuyor, ya da birşeyler yiyorlar.

Meydandaki hediyelikçilerden burasının yaygın bir turist durağı olduğu anlaşılıyor. Ama yerel bir tekneyle gelmiş olmamızın avantajını yaşıyoruz; görüntümüz herkesten farklı olduğu halde pek fazla insan bize turist gözüyle bakmıyor. Bir-iki kişi hariç, kimse üzerimize saldırıp birşeyler satmaya çalışmıyor. Nefeslerini birazdan gelecek olan turist yüklü tur teknelerine saklıyorlar.

Bu dizinin diğer sayfaları: 1, 2, 3, 4, 6


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Reklamlar

Read Full Post »