Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Valencia’

Swimming in tomato paste, originally uploaded by agsaran.

Bu yılki La Tomatina festivali bu hafta İspanya’da gerçekleştirildi. Bunol şehrinde her yıl yapılan festivalde yine tonlarca domates kamyonlarla şehir meydanına getirilip sokaklara boşaltıldı, ve insanlar kıyasıya bir domates savaşına girişti.

Bu vesileyle geçen yıl katıldığım festivalden kalan anılarımı paylaşmak istedim.

Eğlencenin öğlen saat 12’de başlayacağını bilerek, Valencia’dan sabah arabayla yola çıkıyoruz. Bizi Bunol’a götürecek olan yolda, sıkışık trafikte ilerlemeye çalışarak, partiye yarım saat kadar kala şehre varıyoruz. Bunol aslında küçük bir sanayi şehri, ve La Tomatina’dan başka gitmeyi gerektirecek birşey yok. Ama bugün şehirde çılgın bir kalabalık var, ve biz arabayı park edecek yer bulmakta oldukça zorlanıyoruz.

Arabadan inip, fotoğraf makinamı hazırlıyor ve yanımda getirdiğim büyük bir çöp poşetinin içine sarmalıyorum. Poşetin ucundaki delikten lensim sarkıyor. Üzerimde artık harcanabileceğine karar verdiğim, birkaç yıl önce San Fransisco’dan almış olduğum beyaz tişortum, altımda ise mayom var. Ayağımda açık ayakkabılar. Kano/kayaking ve diğer deniz sporları sırasında gözlüğümü düşürmemek için kullandığım ense lastiği ile de gözlüğümü sabitleyince artık eğlenceye hazırım. Gözlük kullanmayanlar, özellikle de gözlerine lens takanlar için, yol boyunca açılmış tezgahlarda da bulabileceğiniz küçük yüzücü gözlüklerinden kullanmalarını tavsiye ederim.

Fabrika ve atölyelerin arasından şehre doğru ilerledikçe kalabalık artıyor. Ne şehrin planını biliyorum, ne de partinin merkezinin nerede olduğunu. Sadece yürüyen, genelde genç turistlerden oluşan kalabalığı takip ediyorum. Yürüyüş tahminimden uzun sürüyor, bir yokuş inmeye başlıyoruz, ve kalabalık sürekli artıyor. Öyle ki, bir noktadan sonra yürümek yerine insanların arasına sıkışıp parti merkezine doğru sürüklenmek pozisyonunda buluyorum kendimi.

Sağdan soldan, evlerin pencerelerinden, bina aralarından, sabırsız particiler ellerine geçirdikleri domatesleri içinde bulunduğumuz kalabalığın üzerine yağdırmaya başlamış bile. Ama bu henüz asıl partiye ısınma aşaması gibi görünüyor. Dünyanın her tarafından binlerce parti meraklısıyla birlikte yokuştan aşağıya, şehrin meydanına doğru kıvrılan sokaklardan inmeye devam ediyoruz.

Sonunda, ben henüz meydana ulaşamadan, uzun, korna sesine benzer bir alarm duyuyorum. Kafamı kaldırdığımda binaların arasında dolaşan kamyonları görüyorum. Parti başlıyor, ve ben henüz meydana ulaşamamış durumdayım. Biraz hızımı arttırıp, kalabalığın arasından kendime yol açmaya çalışıyorum, ve 5-10 dakika sonra meydana varıyorum.

La Tomatina

La Tomatina

Burası çılgın bir yer!! Binlerce insan küçük meydana ve meydanı çevreleyen dar sokaklara sıkışmış, dağılmış, her tarafları domates parçaları ile dolu, ağızları kulaklarında, çığlık çığlığa savaşıyor. Bazı binalar baştan aşağıya mavi brandayla kaplanmış. Kaplanmamış olanlar da domates lekeleriyle kırmızıya boyanmış. Bütün meydanın zemini, ezilmiş domateslerden oluşan birkaç santim derinliğinde kıpkırmızı bir bataklığa dönüşmüş. İnsanlar birbirini tanısın tanımasın, önüne gelene domates fırlatıyor. Artık domatesler de domates olmaktan çıkmış, domates parçalarına dönüşmüş. Millet elindeki domatesler bitince, ayaklarının altındaki bataklıktan kaptığı bir avuç domates ezmesini cephane olarak kullanarak savaşa devam ediyor. Bütün meydan boyunca domates parçaları havada uçuşuyor. Arada ensemde, sırtımda, yüzümde sert bir şaplak hissediyorum. Dönüp baktığımda bana domates atan kişinin pis pis güldüğünü görüyorum. Ben de karşılık olara lensimi doğrultup bir fotoğrafını çekiyorum. Bu hengamede poşete de sarmalamış olsam makinayı domateslerden korumak zor.

Sonunda ben de eğlenceye dayanamayıp savaşa katılıyorum. Bazen rastgele, bazen hedef alarak, elime geçirdiğim domates parçalarını Braveheart edasıyla kalabığa fırlatıyorum. Sırtımı da bir binanın duvarına dayayıp arkamı sağlama alıyor, bir basamak çıkarak yüksek bir hüzum pozisyonu alıyorum.

Fotoğraf çekmek tekrar aklıma gelince, farklı bir açı yakalamak için meydanın diğer tarafına ilerlemeye çalışıyorum. Ancak yoğun bir domates atışı ile püskürtülüyorum. Ben de aralardan sızıp yan sokaklara dalarak düşmanın etrafını dolaşmaya karar veriyorum. İnişli çıkışlı, merdivenli yokuşlu sokak aralarında küçük çapta gerilla savaşlarının sürdüğünü görüyorum.

Meydanın diğer tarafından tekrar ortaya çıktığımda, bataklığın içinde yatan bir grup insanla karşılaşıyorum. Kalabalık arasında, yürüme değneğiyle yolunu bulmaya çalışan görme özürlü bir genç bile var.

Bir saat kadar sonra, ikinci bir alarm sesiyle partinin bittiği ilan ediliyor. Biraz daha oyalandıktan sonra, kalabalıkla birlikte geldiim yoldan geri yürümeye başlıyorum. Binaların pencerelerinden bu sefer hortumlarla ya da kovalarla su (kızgın yağ??) boşaltılıyor üzerimize. İnsanlar saç diplerine kadar sızmış olan domates parçalarını bu suların altında ayıklamaya çalışıyor. Benim seyrek saçımı bir miktar temizlemem bile zaman alıyor.

Sonunda arabaya ulaşıyor, biraz daha temiz bir tişort giyip Valencia’ya dönüş yoluna çıkıyoruz. San Francisco tişortum üzerindeki domateslerin kabasını ve kesif domates kokusunu alıp, lekeleriyle birlikte giymeye karar veriyorum. Hatta belki bir gün üzerine “this shirt was white before La Tomatina” cinsi bir yazı yazdırabilirim. Sonuçta ben de artık bir La Tomatina gazisiyim ve nişanımı gururla taşımak isterim…..


Facebook'ta paylaş Facebook’ta paylaş

Reklamlar

Read Full Post »